4 Şubat 2013 Pazartesi

Öncelikle bu yazıyı okuyan bütün okurlarıma merhaba demek istiyorum.(Belkide kimse okumaz ama :)) Biliyor musunuz "Merhaba"nın anlamı  bizden size zarar gelmez demektir. Galiba ilk çağlardan gelme bir kelime. Bugünkü yazımda farklı olmaya çalışan arkadaşlar hakkındaki düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Bu farklı olma akımı bence facebookla hayatımıza girdi çünkü insanlar uzak yakın herkese düşüncelerini belirtme şansı buldu. E bizim toplumdada farklı olmak üstün bir düzey gibi algılandığından dolayı iki cümleyi bir araya getiremeyenler şair oldu bi tane roman okumamış insanlar özlü söz paylaşır oldu adını ilk defa duyduğu şarkıları popüler olduğu için paylaşanlar oldu... Ha bir de ilişki durumunu yapıp 1000 kişinin içinde millete özel hayatlarını açanlar oldu. Aslında biliyor musunuz bunlar iyi oldu :) Sosyal medyada böyle şeylerle karşılaştıkça sadeliğin, sakinliğin, özel hayatın gizliliğinin ne kadar güzel olduğunu fart ettik. Başta ufak da olsa bir yozlaşma yaratan facebook 1-2 yılda insanların(en azından belirli bir kısmının) olgunlaşmasını  sağladı. Tabi sosyal medyayı çok güzel amaçla kullanan insanlar da var burdan da onlara teşekkür ediyorum. Bir de özellikle twitter de karşılaştığım bir durum var "Waffle" "Dondurma"bunlar ve bunlar gibi tweetler bana göre tam anlamıyla gereksiz tweetler ve onu paylaşan insanların kalitesini düşüren tweetler (Kaliteniz düşüyor ona göre :D) Bir de şey var tabi belirli bir muhabbetten sonra  "Aşkımm şu saatte şurda buluşalım" tweeti. Bence bunlar da tamamen ego tatmin çabaları. İnsan böylelerini görünce Msn ye kadar geri gitmek istiyor :)  Önceki yazımda da söylediğim gibi o veya bu olmamıza gerek yok biz biz olsak yeter. Aslında her şeyin kilit noktası kendimiz olmak zaten. Maalesef bu akşamki yazıyı kısa kesmek zorundayım yarın gecede yüksek ihtimal yazamayacağım. Ama sonra her akşam yazacağım. Kimseler okumasa da yazacağım. Ha unutmadan herkese tavsiye ettiğim bir kitap var Elif Şafak'ın Aşk kitabını mutlaka okuyun :) Görüşmek üzere...

3 Şubat 2013 Pazar

Gecenin bir yarısı takıldı yine aklıma... Ne kadar ilginç insanlar var. Sevgi, Aşk diye çığlık atıyorlar gereksiz yerlerde böyle kavramları arıyorlar. İnsanları yargılıyorlar ama yargılanınca yadırgıyorlar. Hayat çok boş diyorlar 4 duvarın arasında günlerini harcıyorlar. Hayata sevgiyle bakamadıktan sonra sıkılmamak zor olsa gerek. Mutlu olmak istiyorsanız paraya gerek yok, sevgiliye gerek yok, her zaman yanınızda olacak bir dosta da ihtiyacınız yok. Otobüste yaşlı bir teyzeye verdiğin yerin sana kazandırdığı huzur sevgilisiz ve dostsuz kazanılabilir. Küçük bir çocuğa verilen hediyenin verdiği huzur için de yardımcı bir insana gerek yok. Aslında bizim toplumumuzun en büyük sorunu huzuru kendilerinde değilde başkalarında aramaları. Herkes arayan olunca aranan insanda az olunca huzursuzluklar mutsuzluklar ortaya çıkıyor. Ama aramaktan aranmaktan vaz geçip kendimizi dinlesek eminim ki çoğu insan huzurlu bir yaşam geçirecek. Gerçi türkiyede insanın kendini dinlemeside zor. En bariz örnek mahalle baskısı. Maalesef özellikle bayanlar hedef alınıyor böyle durumlarda. Bedenen güçsüz olanın ruhuda güçsüzdür gibisinden... Hayatlarımızı onlara göre şekillendirmeye çalışıyoruz bazen yoksa komşular ne der(!) Konu çok karma oldu ama :) Bir de hazır kadından bahsetmişken şu konuya değinmek isterim affınıza sığınarak. Bir kadın bir erkek çevrenin istemediği bir yolla birlikte olsalar:
Kadın:Ya öldürülür, ya bayıltılana kadar dövülür, yada kaçar ama nereye kadar...
Erkek:Hayat normal çemberinde devam eder...
İşte bu türkiye gerçeği. Her sene Mevlana anılır, Türk milletinin hoşgörüsünden bahsedilir, Kadına verilen değerden bahsedilir(yok bizde 1900 bilmem kaçta kadına seçilme hakkı verildide italyada 1980lerde verildi) Küllüm yalan işler. Hep gösteriş üstüne kurulu insanların siğnesine nufuz etmeyen gereksiz zaman ve maddi kayıp verdiren işler. Toplum olarak samimiyete son derece muhtacız. Birde bu aralar gazetelerde 3 sayfa cinayeti olan eşcinsel cinayetleri normalde pek ilgimi çekmezdi ama Ayşe Arman'ın bir yazısı bu konunun ne kadar vahşet dolu olduğunu fark etmemi sağladı. En basit örnek 17 yaşındaki bir erkek çocuğu eşcinsel diye kışın ortasında 1 metre karda tamamen soyup kazığa bağlanmış. 3 gün bulunamamış bulunduğunda yaşıyormuş ama hastanede hayatını kaybetmiş. Bence hiç bir canlı bunu hak etmiyor . Bu örnek ABD de yaşanan bir örnek. Türkiye versiyonu ise çocuğunun eşcinsel olduğunu öğrenen baba önce çocuğun kafasına kurşunu sıkıyor hıncını alamıyor ki 6 tanede vucuduna sıkıyor. Şimdi bunu okuyanların bi kısmı "Bu ne şimdi" diyebilir hatta bazıları "Doğru olanı yapmış" Diyebilir ki diyen olacaktır. Okuyan türkse her ihtimal vardır. Mutlu olmak peşinde hata yapıp ölenler bile var yukardakiler sadece basit örnekler ve sınırlı. Aslında böyle olayların en açık suçluları bence anne babalar çünkü genel olarak bu durumları yaşayan aileler çocuklarını basık yetiştirmiş aileler. Böyle söyleyincede aldığım en popüler cevap : E napalım kızımız geceleri elin oğluyla mı gezsin. Şimdi sen bunu diyosunda o kız isterse gece de gezer gündüz de :) sen böyle diyerek bir nevi kışkırtıyosun etki tepki... Sonrada böyle üzücü olaylar ve durumlar. Biliyor musunuz şu an şunu fark ettim Hani o baba kızını ve ya oğlunu öldürüyor ya, Aslında bunu kendi mutluğu için yapıyor yoksa komşular ne der (!) Ölümle mutluluk çağırmak... Aklıma gelen ve ne taş kalpli insanlar olduğunu fark ettiren bir kesit. Yine Ayşe Arman'nın yazısından. Çocuğunu eşcinsel olduğu için  öldürüyor. Gecenin 3ünde Kimseler görmeden mezara veriyor. Ne namazı kılınıyor. Ne Bir dua ediliyor...Belki kefeni bile yok... Annesi çocuğu gömülürken  mezarına gidemiyor evde sinir krizi geçiriyor hastanelik oluyor.. Eğer temiz olmak buysa ben kirli pis ve pasaklı kalmak istiyorum. Bu yazımda bu noktalara çokça değinmemin sebebi okuduğum yazıların gerçekden çok etkilemiş olması. Mutlulukla ilgili bi yazı yazmaktı amacım ama zor be arkadaş.  Konu ister istemez negatife kaçıyor belkide benden dolayı ama yorumu size kalmış. konuyu toparlayıp bitirmek istiyorum. Başkalarında aramayın mutluluğu. Birini seversiniz ama asla aşık olamazsınız neden mi ? Aşık olabilmek için bir kişiye mükemmel olması lazım fiziki manada  da ruhani manada da. Şeklllere kapılıp yok olmaktansa şekilsiz yaşayıp var olun. Unutmayın sizi siz yapan içinizdeki değerler. Ve asla şunu söylemeyin "Ben onsuz yapamam" Bu kelime seni o "o"nun gitmesi durumunda uçsuz bucaksız bi uçurumdan aşağı atar. Ha o uçurumdan çıkarsın ama Yaraların izleri daima kalır. Siz siz olun Zaten mutlu olursunuz :)) 2. Şahıs tabiki lazım ama o bir nevi yardımcı mutluluk elemanı olsun. Dünya sizin etrafınızda dönüyor unutmayın. O "onsuz yapamadığınız" Şahıslar gidebilir ama siz yaşadıkça hep kendi kendinizin yanında olacaksınız. Bence budur mutluluğun formülü...Ben Kendi kendimin mutluluğuyum.